Babam

 

Bazı insanlar çok ama çok sevilir, sadece yakınları tarafından değil ,hemen hemen herkes tarafından koşulsuz sevilirler. Düşündüğümde aklıma bu kadar sevilen insanlara bir iki örnek geliyor. Örneğin, eskiden asistanım olup da, sonradan manevi kardeşim ilan ettiğim Cenk. Onu sevmeyen yok gibidir ya da can arkadaşım Berrin ve de Evrim.  Bu insanlarda ‘şeytan tüyü var ‘ lafını onlara hiç yakıştırmıyorum. Bu tabir bana, tatlı sözle herkesin gönlünü alan, cıva gibi bir insan tipini çağrıştırıyor. Sevgi insanlarının hamurları ise daha bir farklı ,  atomun titreşmesi gibi onlarin hücreleri de sanki sevgi ile titreşiyorlar.

Babam mesela, ben hiç bu kadar, herkes tarafından canı gönülden sevilen başka bir insan hayatımda görmedim. Geçenlerde annemin bir akrabası olan Esra abla, o kadar sevgi ile bakardı ki, bakışı insanın içini titretirdi demişti. Yok, öyle herkese aşırı nazik davranan, yumuşak başlı bir adam değildi babam. Celallendiğine çok şahit olmuşluğum vardır. Basbayağı kızar, öfkelenip, söyleyeceğini de söylerdi. Ama onu sevenler resmen onun için ölürlerdi. Hasan ağabeyim mesela, amcama laf söyleyeni vururum derdi. Bu olasılık hemen hemen hiç olamayacağından belki de. ..

Pek çok arkadaşı vardı babamın. 1970’ li yılların Eskişehir’i. Can ciğer arkadaşlar ama sıfatları meslekleri. Eczacı Mustafa, muzcu Sezai ( evet, Sezai amca dükkânında sadece muz satardı), manifaturacı Peyami, Beytullah, fotoğrafçı Faruk, terzi Mustafa ve adını hatırlamadığım pek çok aile dostu. Mesela terzi Mustafa’nın Eskişehir köprübaşında dükkânı vardı. Duvarında altıgen bir çerçeve içinde babamın askeri üniforma ile çekilmiş ve büyütülmüş kocaman bir fotoğrafı asılı idi. Benim de çok sevdiğim arkadaşlarım var ama hiç birinin fotoğrafını büyütüp , ofisimin duvarına asmak aklımın ucuna gelmez. Başka kimsede de böyle bir şey, ne gördüm, ne de duydum. O zaman ki çocuk aklımla fotoğrafı her gördüğümde babam Dr. Vahyi’nin çok önemli bir insan olduğunu düşünürdüm.

Ben ilkokul ikinci sınıfa giderken trafik kazası geçirdi canım babam. Ciddi bir kaza, ölümcül. Zamanında Eskişehir’de bulunan tek otomobil babama çarptığı için, babaannem oğlunun trafik kazası ile hayatını kaybetmesinden endişe edermiş. Neyse ki  bu kaza sonrası hayatını kaybetmedi ama aylarca hastanede yattı. Hastaneye ziyarete gelip giderken, insanların yasağa rağmen hastane bahçesinde beklediklerine, hatta sabahladıklarına şahit olurdum. Çoğu da babamın hastaları idi. Neyse ki zamanla iyileşti ve hayata döndü. Yine Eskişehir’in sevgili Dr. Vahyi ‘si olarak bizler, çok sevdiği hastaları, akrabaları, arkadaşları ile dolu dolu , neşeli yaşamını sürdürdü.

Neydi bu kadar sevilmenin sırrı? Bence sevilmenin sırrı sevmekti.

Her canlıyı severdi. Annem anlatır, evlendiklerinde bahçeli bir evde otururlarmış ve bahçede babamın gözü gibi baktığı bin bir farklı çiçek, bitki , kuş, kuşa rağmen kedi...

İnsanları, arkadaşlarını, akrabalarını severdi. O varken, başka birinin arkasından asla olumsuz konuşulamazdı . Konuşulmaya devam ediliyorsa da , odadan çıkardı.

Hastalarını severdi. İşte bu hikaye aklıma gelince içim cız eder. Günün birinde, bir kadın hasta çocuğunu muayene için babamın muayenehanesine getirdiğinde,  onu çocuk doktoruna götürmesini söylemiş ve kadın bu söz üzerine ağlamaya başlamış. Doktor bey, siz maddi durumum uygun değil diyenlerden muayene ücreti almıyormuşsunuz. Ben ne yapacağım şimdi demiş. Evet ,çok iyi hatırlarım ve hemen hemen tüm Eskişehir bilir, fakir hastadan kendi özel muayenehanesinde para almaz, numune olarak gelen ilaçları verir, gereğinde cebinden ilaç parasını öderdi. Bunu iyi bir insan olmak adına değil, insanları sevdiği için yapardı ve paraya önem vermeyerek hep refah içinde yaşadı.

Hayatı severdi. Kendi deyimi ile matrak adamdı, zeki idi. Hayatı seversen, hayat da sana sevilmeyi bahşeder.

Onunla hep gurur duydum ve hala Dr. Vahyi Şenel ‘in kızı olmak hayatımdaki en değerli lütuftur. Hava tabip Albay, iç hastalıkları uzmanı olan babam, 1950’ lerde Amerika Birleşik Devletleri San Antonio’da hava fizyolojisi yan dalını yaparak Türkiye’de bu branşın kurulmasına öncülük etmiştir. Ne tesadüf ki meme kanseri konusundaki en önemli toplantılardan olan San Antonio Breast Cancer Symposium, her yıl burada düzenlenir ve hemen her sene bu toplantıya katılmaya çalışırım. Ne zaman, şehrin içinden akan nehrin kıyısında yürürken, karşıma askeri üniformalı biri çıkar, kendi kendime gülümser ve babamın da benimle birlikte yürüdüğünü hissederim.

Bundan beş yıl kadar önce idi. O zaman doksan yaşını sürüyordu ve zatürre tanısı ile uzun yıllar baş hekimliğini yaptığı hastaneye kaldırılmıştı. Haberi alır almaz Eskişehir’e ve de doğru Askeri Hava hastanesine gittim. Baktım hasta yatağında bile hala yakışıklı. Kız çocuklarına göre göre babaları hep yakışıklıdır ama gerçekte sevgi ile titreşen insanlar yaştan ve hastalıktan bağımsız olarak hep güzel fiziklerini korurlar. Bakımını yapan hemşire de, bu kadar güzel adam ömrümde görmedim diyordu.

Bir hafta sonra onu kaybettik. Cenazesi aşırı kalabalıktı. Askeri töreni gerçekleştiren pek çok hava subayı genç meslektaşının yanı sıra ,İstanbul’dan bir otobüs dolusu insan bu sevdikleri canı uğurlamak için Eskişehir;e gelmişti.

En büyük korkum bir yakınımı kaybetmekti ama şaşıracaksınız korktuğum kadar olmadı. Bu dünyadan ayrıldığından bu yana, hiç onu kaybetmişim hissine kapılmadım. Dolup taşan sevgisini, hep yanımda hissetmem üzere geride bıraktı.

Şu an bile kulağıma

“Gör geç, belle geç, durma geç “

“Sevmeyeni sev, gitmeyene git ve kötülük yapana iyilikle cevap ver “diye fısıldadığını duyumsuyorum.

6. Şubat 2018 Göztepe. ( Yaşasaydı bu gün 95. Yas gününü kutluyor olacaktık)

 

TOP