Dokunun hayatlara

 Saç

Kemoterapi nedeni ile saçları dökülmüş bütün kadınlara

 

Her zaman olduğu gibi, stüdyoya yoga için biraz erkence gidiyorum. İçerde bir önceki ders devam etmekte.  Hoca da erken gelmiş,  laflıyor gelenlerle girişteki küçük holde.  Enerjik ve espirili. Uzun olan saçlarını yaz sonu kestirmiş, ben fark etmedim.  Söyleyince dikkat ediyorum.  Kısa saç yakışmış, platin röfleler hala bronzluğunu koruyan teniyle hoş bir tezat oluşturuyor.  Ben ise eskiden fönsüz dışarı çıkmadığım saçlarımı, artik çoğunlukla ensemde topluyorum. Boyatma aralıklarını da uzattım.     Seklinden ziyade, şampuanın içeriğinin ne kadar doğal olduğu ile ilgilenir oldum. Çoğunlukla topluyorum, çünkü yıpranmış, incelmiş saçlarım var.  Doğum yaptıktan sonra parlak kızıllığını kaybetti, ben de hiç düşünmeden boyattım. Evet, çocukluğumun renginde ama doğal değil. Boya.  Boyatmaya karar verdiğinizde kuaförünüzle sonu bilinmez bir tarihe kadar kontrat imzalamış oluyorsunuz. Üç, bilemedin dört haftada bir, kuaförün kapısı çalınır, her seferinde dip boya yapılır, arada bir de uçlara geçilir.  Yirmi yıl boyanan saç ne olur? Bulaşık süngeri kalitesinde yapay güzellik.

Beyazlarım var, evet.  Şakaklarımda bir haylice. Asla beyazları kapatmak için boyatmıyorum. İnsanı yaşlı gösterenin ne yüzdeki çizgiler, ne de saçlardaki beyazlar olmadığını geç de olsa fark ettim. Yaşam enerjin yerindeyse hep genç, bittiyse onca botoks, dolgu, boya badanaya rağmen yaşlı gözüküyorsunuz. Aslında beyazları olan saçla havalı bile olabilirim ama yok, ben o boyadan doğala geçiş suresini şu sıra kaldıramam. Henüz hazır değilim buna. O kadar sabırlı da değilim.  Çocukluğumda ne güzel parlak, iri dalgalı saçlarım vardı.  Bir iki meç denemesinden sonra boyatmayı bırakan 87 yaşındaki annemin saçları bu yaşta hala çok güzel. Önleri beyaz, başının arkası grinin elli tonu. Ya bu yıl 90 yaşına basacak,  hiç saç boyatmamış yengemin pamuk beyazı saçlarına ne demeli. Pembe beyaz teniyle şahane uyum içinde, uçuş  uçuş bulut kümelerini andırıyor. Asaletine asalet katıyor.    Kızımın saçları da çok güzel. Yıkadıktan sonra söyle gevşekçe tepesinde toplayıveriyor, sonra tokayı çıkarıyor, adeta omuzlarına dökülen doğal, kızıl yansımalı, koyu kahve ipek saten.  Dilerim benim yaptığım yanılgıya düşüp kuaförle boya kontratını imzalamaz. Doğal olana ve doğaya edilen ihanetin bir bedeli mutlaka oluyor. Kısa vade de olmasa da, zamanla…

Bunları düşünürken kapıdan yeni biri giriyor. Hoca tüm canlılığı ile yeni gelene senin saçlar kıvırcık mıydı? Diyor. Duraksıyor kapıdan yeni giren, şeyden sonra böyle çıktı, diyor ve susuyor. Dönüp göz ucuyla bakıyorum. Kemoterapi sonrası çıkan doğal, yumuşak, bebeksi bukleleri olan, koyu renkte küllü kahve saçları var. Kemoterapi geçirmiş olduğunu anlıyorum. Nasıl diye sormayın. Bunca yılın deneyimi...

Kemoterapi görecek hastaların en büyük üzüntüsü saçlarının dökülecek olması. Kolay mı? Hiç beklemediği bir dönemde tanı almış, vurgun yemiş. Ardından bir de kimyasal tedavi görecek. Diğer yan etkilerinin yani sıra saçlar da gidecek. Kendilerini yiyip bitiriyorlar. Kötü hissedeceğiz , aynalara küseceğiz. Peruk desen terletir, kayar. Kalıcı protezler ise ateş pahası. Küçük kızım var evde, beni kel kafayla görünce ona nasıl izah edeceğim diyor biri. Bir başkası ben kel kafayla dolaşmaya razıyım ama insanlar acıyan gözle bakıyor. Oysa şu an sağlıklıysak, o da sadece şu an için. Yarın ne olacağı, kimin nesinin gideceği belli değil. Keşke meraklanmasak, bakmasak, başkalarının sıra dışı durumlarına göz ucuyla bile müdahil olmasak. Kemoterapi sırasında kafa derisini soğutup, saç dökülmesini engelleyen sistemler de var. Var olmasına var da,  her merkezde bulunmuyor ve ek ücret gerekiyor. Her hekim de önermiyor. Saç dökmeyen tedavi alternatifleri de var tabii. Allahtan hastalarım bana kemoterapi  süreçlerini tamamladıktan sonra geliyorlar da, en azından bu konuda kişiye özel çözüm bulacağım diye düşünmek zorunda kalmıyorum.

Neden bizim için bu kadar önemli, özellikle de kadınlar için saç konusu.  Daha küçük bir çocukken cinsiyet gelişiminde başlıyor, oğlan çocuğu gibi kısa  ya da kız dediğin uzun saçlı olur misali… Benim de saçlarım uzundu çoğunlukla. Okul dönemi, okul ve dersten başımı kaldıramazdım da, yaz tatili gelir gelmez acaba biraz kestirsem mızıldanmaları başlardı. Karar veremez, herkese sorar, anlamsız yere dertlenirdim. Sonunda iki parmak, bilemedin dört parmak kesildi diye ağlamışlığım bile vardır. Yalnızca ben mi? en azından beş kız tanımışımdır ben dedim iki parmak, kuaför kesti dört parmak diye ağlayan. Annem derdi uğraşacak bir şey bulamayınca saçına takıyorsun diye. E tabi ergenliğimizde değişiklik yapacak neyimiz, altı üstü bir saçımız var. Dövmeymiş, “piercing” miş yok öyle şeyler. Kıyafet desen jean, altına “ converse” üzerine babadan aşırılan gömleklerle tarz yaratılır. O kadar. Şimdi geçtik çeşit  çeşit giysileri, yirmisinden önce estetik ameliyat yaptıranlar var. Saçta da her renk boya mubah. Neyse, ne mutlu ediyorsa onu yapsınlar ama ilerde doğaldan ve doğadan şaştıkları için mutsuz ve pişman olmasınlar…Saç baş tacı edilmiş şarkılar ve şiirler yazılmış. Kayahan sarı saçlarından sen suçlusun derken,  Clapton, sevgilisi Pattie uzun sari saçlarını tararayıp hazırlanırken  “ wonderful tonight” ı  bestelemiş oracıkta.

Bilemiyorum ne vardı saçlarında.

Rüzgâr mı delice eserdi,

Gözlerim mi öyle görürdü yoksa..

Saçlarının her hali hoşuma giderdi.  demiş

             Özdemir Asaf.

En yakin arkadaşım bir ruju çok görür dudaklarına, ama uzun sari saçları hep bakımlı, boyalı ve yapılıdır. Su ufacık Zekeriyaköy çarsısında gözü kapalı en az 6 kuaför vardır diyebilirim.  Eskiden kızardım kocama, föne kuaföre gidiyorum dediğimde, neden diye sorduğu için? Neden gidilir? Güzelleşmek için ama o “neden “ de ince bir güzellik vardır aslında. Ne gerek var, sen benim için hep güzelsin, ya da senin saclarının kuaförce biçimlendirilmiş olmasına gerek yok.... Kızarız kocalara ya da sevgililere saçımı değiştirdim fark etmedi diye.  Kızılacak ne var. Bizi sevenler bizi saçlarımız için sevmiyor. bizim kimliğimiz değil ki saçlar. Bırakın ruhumuzdaki heyecanı fark etsinler, saçı değil o sevgililer.  E, eşimde dertleniyor bazen fotoğraflarına bakınca ne çok dökülmüş, kırlaşmış diye. Oysa benim için o hep aynı yakışıklı adam.  Ben beyazlarını fark etmiyorum ki…

Saça bu değeri yüklüyoruz, güzel olmak için. Güzel olunca iyi hissedeceğiz. Bir de denklemi tersine çevirelim. Zaten iyi hissediyorsak aracı olarak saçın güzelliğine ihtiyacımız yok. Anladığım, işin sırrı bir şekilde iyi hissetmek ve bunun bozulmasına izin vermemek. Hele ki kıl tüy konular için asla…

Platin röfleli hoca “ aşağı bakan köpek” diyor. Pozda biraz kalacağımızı söylüyor. Kısa saçı ona çok yakışıyor ama benim onun derslerine koşarak gitme nedenim içtenliği, şakaları ve işini çok severek yapıyor olması. Söyleyene kadar kestirdiğini fark etmemişim bile. Aşağı bakan köpekte, yıllardır topuklu papuç giymekten kasılmış belki de kısalmış olan ‘ gastrocnemius “kaslarımı uzun uzun esnetiyorum. Bu arada yumuşak, bebeksi bukleleri olan, koyu renkte küllü kahve saçlara sahip kadın, sağ arka çaprazıma yerleşmiş. Derste yeni olacak ki gözleri ile hocayı takip ediyor. Kafasını kaldırıyor. Mavi gözleri var. Güzel ve derin. Güzellikten öte yasam ışığını yakalıyorum bir saniyede göz bebeklerinde. Elleri ile iyice matı köklemiş. Üzerinden büyük bir sınav geçmiş.  Geçmiş ama bitmiş. Şimdi yaşam var,  tam bu anda önünde. Sıkıca asılmış, tutunmuş ona. Bunu hissedince benim de içimde derin bir yasam sevinci uyanıyor.  Hoca o sırada yüksek hamle pozuna yönlendiriyor.  Sağ bacağımı kıvırıp, ayağımı sıkıca köklüyorum mata. Sol bacağım gergin, esnek, kuvvetli. Kollarımı zarafetle ama kuvvetli bir şekilde yukarı kaldırıyorum. Göğsüm dik. Güçlü bir savaşçıyım simdi. Hazırım akışa ve hayata.

Ayni stüdyoda, tam o saatte, çapraz köselerde yoga yapıyor oluşumuz tesadüf mü? Yoksa hayatlarımızı anlamlı kılmak adına görünmez iplerle mi bağlıyız insanlarla,  bilemiyorum…

Hiç tanımadığım, bebeksi bukleleri olan küllü kahve saçlara sahip,  mavi gözlerinde yaşam pırıltısını yakaladığım kadın bana bu satırları yazdırıyor şu anda. Hayatıma dokunmuş oluyor biranda.

  1. Ekim 2017. Zekeriyaköy

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TOP